İngiliz Kültürel İncelemeleri ve Stuart Hall

0

İngiliz Kültürel İncelemeleri ve Stuart Hall

İngiliz Kültürel İncelemeler geleneği, 1960’lı yıllardan itibaren önce edebiyat alanında başlayan, daha sonra disiplinlerarası bir yaklaşımla sınıf mücadelelerinin, tahakkümün ve toplumsal eşitsizliklerin, ideolojinin ve direnişin yeniden üretildiği bir alan olarak başta İngiltere olmak üzere çağdaş kapitalist toplumlarda kültürün incelenmesi ile uğraşır.

İngiliz Kültürel İncelemeler geleneğinin öncüleri, R. Hoggart ve R. Williams’tır. Bunların çalışmaları ideolojik olarak Batı Marksizmi ya da Yeni Sol olarak adlandırılabilecek düşünce geleneğine dayanmaktadır. Batı Marksizm’i geleneksel Marksizm’i ekonomik indirgemeci olarak görmekte ve bunlar, geleneksel Marksizm’i toplumsal, siyasal, ekonomik ve ideolojik incelemelerde kültürü yeterince dikkate almamakla ya da gölge bir fenomen olarak görmekle suçlamaktadırlar. İngiliz Kültürel Çalışmalar geleneği dayanak noktası olarak ilk dönemlerde Althusser’in yapısalcı Marksist ideoloji görüşüne dayanırken, daha sonra Gramsci’nin hegemonya kavramsallaştırmasına başvurur.

Richard Hoggart ve Raymond Williams gibi, İngiliz Kültürel İncelemelerinin öncüsü olan düşünürler, işçi sınıfının kültürünü anlamak için popüler kültür ürünlerinin incelenmesi gerektiğini düşünürler. Hoggart, The Uses of Literacy çalışmasında çalışan sınıfların gündelik yaşam pratiklerini ve dünya görüşlerini ortaya çıkarmaya çalışır. Bu görüşlerin oluşmasında popüler kitap, gazete ve dergi gibi kitlesel yayınların etkisini araştırır. Hoggart’a göre, bu yayınlar, genel ortalama okuyucu için kitlesel yayınların yapılmasına ve düzeylerinin sürekli o seviyede kalmasına hizmet eder.

Hoggart’ın bakış açısı gerek sağ kanat seçkinci edebiyat eleştirmenleri gerekse de Frankfurt Okulu yazarları ile benzer bir şekilde popüler kitle kültürü ürünlerine olumsuz yaklaşan karamsar ve geçmişi yad eder şekilde ortak özellikleri paylaşır. Hoggart’ın en önemli özelliği kültür ve ideoloji konusunu anlamak için popüler kültür ürünlerinin incelenmesi geleneğine öncülük etmesinde yatar.

Williams, Uzun Devrim eserinin büyük bir bölümünü kültürü incelemeye ayırır. Burada kültür olgusunu toplum bilimsel olarak inceler. Kültürü en geniş anlamda “bütün bir yaşam biçimi” olarak ele alır ve edebiyat ve sanat gibi olguları bu genel yaşam biçimi ile ilişkisi içerisinde inceler. Burada kültürün hem üretim ve dağıtımını hem de içeriğini dikkate alır.

Toplumun düşünce ya da his yapısının oluşumunda yaşanan tarihsel gelişmelerin etkilerini anlamaya çalışır. Kültür kolektif bir olgu olarak değerlendirir ve sosyalleşme süreciyle edinildiğini belirtir. Sınıf farklılıklarına dayalı olarak farklı düşünce ve his yapılarını açıklamada kültürün, ideolojinin ve sınıfsal tahakküm ve hegemonyanın önemine dikkat çeker.

Bu okulun çalışmalarının dünya çapında şöhret kazanması Stuart Hall yönetici olduktan sonra gerçekleşmiştir. Kültürel Çalışmalar geleneği özellikle medya tarafından sunulan içeriğin metin olarak analizini yapmıştır. Bu metinler kapitalist sınıfın hegemonyasını ve kapitalist ideolojiyi yeniden üreten materyaller olarak görülmüştür. Bunun yanında popüler kültür bağlamında işçi sınıfının gündelik yaşamı ve düşünceleri incelenerek buradaki toplumsal eşitsizlikler ve iktidar ilişkileri ortaya konmuştur. Bunun yanında özellikle neo-liberal muhafazakar ideolojiyi açığa çıkaran çok çeşitli çalışmalar bu okulun çatısı altında gerçekleştirilmiştir.

Hall, Althusser’i takip ederek medyanın gerçeği inşa etmesine rağmen gerçeği yansıtıyormuş gibi yaptığını belirtir. Hall’a göre medya egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden yorumları yeniden üretme eğilimindedir. Fakat bu yorumlar aynı zamanda ideolojik mücadele alanıdır. Medyanın anlamlar sistemi göreli olarak otonom olarak görülür.

Stuart Hall, “Encoding-Decoding” adlı çalışmasında medya metinlerinde egemen ideolojinin tercih edilen okuma olarak kaydedildiğini fakat bunun okuyucular tarafından otomatik olarak kabul edilmediğini belirtir. Okuyucuların / izleyicilerin / dinleyicilerin toplumsal koşulları onların farklı duruş noktalarını kabul etmelerine sebep olabilir.

Stuart Hall çalışmasında kültürelci yaklaşımı sunar. Buna göre medya kamunun bilincini biçimlendiren ve ona etki eden güçlü bir araç olarak görülür. Kültürelcilik, ekonomizmi reddederek Althusserci yapısalcılığı izler. Fakat yapısalcılığın aksine alt grupların toplumdaki gerçek deneyimlerine vurgu yapar ve medyanın toplumsal bağlamını kurarak medyayı kompleks bir yapısal bütünlük olarak görür.

İngiliz Kültürel İncelemeler geleneğinde yer alan araştırmacılar, medya incelemelerinde medyayı egemen sınıfın görüş ve düşüncelerini topluma yayan ideolojik aygıtlar olarak görürler. Bunu yaparken de Althusser’in Devletin İdeolojik Aygıtları ve Devletin Baskı Aygıtları ile Gramsci’nin hegemonya ve tahakküm kavramsallaştırmalarına başvururlar. Böylece medya egemen bakış açısını topluma yayarak işçi sınıfı ve alt kültürler arasında eleştirel bir bakış açısının ve düşüncenin gelişmesini engeller. Çünkü medya varolan gerçeği olduğu gibi göstermez onu yanlış bir şekilde sunarak varolan eşitsizlikleri ve iktidar yapılarını doğallaştırır ve meşrulaştırır.

İngiliz Kültürel Çalışmaları, medya bağlamında dilin, kültürün ve ideolojinin incelenmesinde yapısal dilbilim ve göstergebilimin sağladığı teknikleri kullanmıştır. İngiliz Kültürel İncelemeler içerisinde Stuart Hall’ün ideolojiye bakış açısı Ortodoks Marksist yaklaşımın ideoloji tanımının reddidir. Bu yaklaşım, medya içeriklerinin oluşturulması ve anlamlandırılması sürecine hem üreticilerin hem de tüketicilerin yani izleyicilerin aktif bir şekilde katıldıklarını belirtir.

Özellikle 1970’ler ve 1980’ların yarısına kadar İngiliz Kültürel Çalışmaları sınıf, iktidar, ideoloji ve kültür arasındaki ilişkilerin incelenmesinde etkin bir tol oynamıştır. Ancak bu çalışmalar feminist, postmodernist ve post-yapısalcı bakış açıları ile bölünmüş ve dağılma sürecine girmiştir. 1980’li yıllarda İngiliz Kültürel Çalışmaları geleneği içerisinde alılmama çalışmalarına başvurulmuş ve bunun neticesinde medya metinlerinde anlam ve ideolojinin oluşumunda izleyicilerin de aktif katılımı olduğu düşüncesi egemen olmaya başlamıştır.

Kültürel Gelenek ve Alılmama Analizi: Bu yaklaşıma göre medyayı kullanmak izleyiciler açısından medyanın sunduğu kültürel ürünleri anlamlandırma sürecidir. Bu ekol, uyarıcı-tepki ve etkili metin ya da mesaj modelinin izleyici araştırmaları geleneğini reddeder.

Kültürel İncelemeler geleneği içerisinde izleyicilere yönelik alılmama çalışmalarının bazı temel özellikleri şöyledir;

1. Medya metinleri izleyicilerin alılmamaları yoluyla anlamlandırılır. Medya metinlerinin önerdiği anlamlar hiçbir zaman kurulu ve öngörülebilir değildir.

2. Medya kullanım süreci özel bağlamda belli çıkarların ifadesidir.

3. Medya kullanımı tipik olarak duruma özgü ve toplumsal konumlara bağlı olarak gelişen katılımcı ve yorumlayıcı bir süreçtir.

4. İzleyiciler belli medya türleri için benzer formlar ve söylem çerçevesini paylaşan farklı yorumlama toplulukları oluştururlar.

5. İzleyiciler asla pasif olmadıkları gibi bütün izleyiciler eşit de değildirler. Bazıları diğerlerine göre daha tecrübeli ya da daha aktiftirler.

6. Kullanılan teknik “nitel”, derinlemesine ve sıklıkla etnografiktir ve medya içeriği, alılmama eylemi ve bağlamı birlikte ele alırlar.

Not: Bu sayfadaki yazılar Levent Yaylagül “Kitle İletişim Kuramları” adlı kitaptan özetlenerek ders çalışmak için oluşturduğum notlardan eklenmiştir. Ayrıntılı bilgi için kitabı almanızı öneririm




Beğendiysen Hemen Paylaş